Sesini Kullanma Sanatı

Bazen insanın içi bağırır da ağzı susar.
Ben o çocuktum işte. Sınıfta parmak kaldırmaya eli gitmeyen, biri “ne düşünüyorsun?” dediğinde kalbi ağzına gelen. Yanlış bir şey söylerim diye değil… gülünürüm diye korkanlardan.

Kendime güvenim yoktu çünkü kendimi hiç dinlememiştim. Hep başkalarının sesi daha yüksek gelmişti bana. “Bunu yapamazsın”, “sen pek öyle değilsin”, “boş ver sen.” Zamanla bunları ben söylemeye başlamıştım kendime.

En kötüsü de buydu.

Sonra bir gün, biri çıktı karşıma. Öyle süper kahraman falan değil. Sadece… dinliyordu. Yargılamadan. Lafımı kesmeden. Sustukça sabırla bekliyordu. Bir gün dayanamadım, “Ben konuşurken çok saçmalıyorum galiba” dedim.

Güldü. Ama alaycı değil.
“Saçmalamıyorsun,” dedi. “Sadece korkuyorsun. O da normal.”

İşte empati tam olarak buydu. Bana akıl vermedi. “Özgüvenli ol” demedi. Yanımda durdu. Ben kendimi toparlayana kadar.

Küçük küçük başladım. Bir cümle söyledim, dünya yıkılmadı. Bir fikir attım ortaya, kimse linç etmedi. Meğer sesim o kadar da kötü değilmiş. Meğer düşüncelerim de varmış. Ben sadece onları saklamışım.

Şunu fark ettim:
Özgüven bir anda gelmiyor. Empatiyle besleniyor. Biri sana “seni anlıyorum” dediğinde, sen de kendine biraz daha inanıyorsun. Çünkü yalnız olmadığını hissediyorsun.

Şimdi hâlâ bazen çekiniyorum, evet. Ama susmak yerine konuşmayı seçiyorum. Çünkü biliyorum: Hata yapabilirim ama yok sayılmayı hak etmiyorum.

İnsan, kendine güvenmeyi bazen tek başına öğrenemiyor. Bazen birinin “buradayım” demesi gerekiyor.
Ve bazen o biri… sen oluyorsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nevruz