Oğuz Kağan’ın Doğuşu ve İlk Gücü

Derler ki Oğuz Kağan sıradan bir çocuk değildi. Daha doğduğu gün belli etmişti kendini. Yüzünde tuhaf bir ışık, bakışlarında insanın içine işleyen bir ağırlık vardı. Annesi daha kırkı çıkmadan onun farklı olduğunu anlamıştı zaten.

Üç gün geçmeden konuştuğu söylenir. Evet, bildiğin konuştu. “Çiğ et istemem, süt istemem,” dediği rivayet edilir. Av eti istedi. Daha bebekken bile gücü, iştahı, bakışı başka türlüydü.

Zaman geçtikçe hızla büyüdü. Kırk günde yürüdü, kırk günde ata bindi, kırk günde ok attı. Sanki yılları cebine koymuş da aceleyle yaşıyordu. Omuzları genişledi, sesi kalınlaştı. Görenler onda sadece bir delikanlı değil, yaklaşan bir çağın habercisini görüyordu.

O sırada halkı büyük bir korkuyla yaşıyordu. Ormanda bir canavar vardı; kimine göre ejderha, kimine göre dev bir yaratık. Sürülere dadanıyor, insanları korkutuyordu. Kimse karşısına çıkmaya cesaret edememişti.

Oğuz ise korkmadı.

Bir gün tek başına ormana gitti. Önce bir geyik bıraktı yem olarak. Canavar geldi, yedi. Sonra ayı bıraktı. Onu da yedi. En sonunda Oğuz kendi çıktı karşısına. Elinde mızrağı, gözünde kararlılık.

Canavar üstüne atıldığında geri çekilmedi. Bir anlık boşlukta mızrağını sapladı. Toprak sarsıldı, gökyüzü sessizleşti. Canavar yere yığıldığında halkın korkusu da onunla birlikte düştü.

O gün Oğuz sadece bir yaratığı öldürmedi; adını da duyurdu. Artık o, sıradan bir genç değil, halkının önünde yürüyecek bir liderdi.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Nevruz