Kayıtlar

Gerçek Hayattaki Aslanlar

Gerçek hayattaki “aslanlarla” başa çıkabilmenin yolu çoğu zaman doğrudan bir güç mücadelesine girmekten geçmez. Aksine, insanın durumu sakin bir şekilde değerlendirmesi ve akılcı bir yol araması çok daha etkili olabilir. Kimi zaman geri çekilmek, kimi zaman beklemek, kimi zaman da doğru anı kollamak aslında bir zayıflık değil; aksine bilinçli bir stratejidir. Çünkü her sorun kaba kuvvetle değil, çoğu zaman düşünce ve sabırla aşılır. Bu noktada insanın kendine olan güveni de büyük önem taşır. Karşılaşılan zorluklar ne kadar büyük görünürse görünsün, insan kendi aklına ve iradesine güvendiğinde bu zorlukların karşısında tamamen çaresiz kalmaz. Mesnevî’deki hikâyeler de aslında bunu hatırlatır: Güç yalnızca fiziksel bir üstünlük değildir; bazen gerçek güç, korkuya rağmen düşünmeye ve doğru yolu bulmaya devam edebilme cesaretidir. Sonuç olarak hayatın farklı dönemlerinde herkesin karşısına bir “aslan” çıkabilir. Önemli olan bu durumlarda korkuya teslim olmak değil, sakin kalabilmek ve akıl...

Battal Gazi Destanı

Bu destanı seçmemin nedeni, Battal Gazi karakterinin sadece bir savaşçı olarak değil; cesaret, inanç ve adalet gibi değerleri temsil eden bir kahraman olarak anlatılmasıdır. Hikâyelerde Battal Gazi’nin zorluklar karşısında geri adım atmaması ve halkı için mücadele etmesi, destanı oldukça etkileyici hâle getiriyor. Bana göre bu özellikler, destanı okuyan kişiye yalnızca bir hikâye değil aynı zamanda bir düşünce ve değer aktarımı da sunuyor. Battal Gazi Destanı'nın önemli olmasının bir başka nedeni de Türk toplumunun tarih boyunca önem verdiği bazı kavramları açıkça göstermesidir. Cesaret, fedakârlık, inanç ve adalet gibi değerler destanın neredeyse her bölümünde karşımıza çıkar. Bu nedenle destan, yalnızca geçmişte anlatılmış bir hikâye değil; aynı zamanda kültürel bir miras olarak da görülebilir. Ayrıca destanların sözlü kültürden yazılı kültüre aktarılması da oldukça dikkat çekicidir. Bu durum, insanların bu hikâyeleri ne kadar değerli gördüğünü gösterir. Eğer bir eser yüzyıllar b...

Harnâme | 1. Senaryo

Bir zamanlar çok çalışan, yük taşımaktan sırtı yara olmuş bir eşek varmış. Sabahın erken saatlerinden akşama kadar durmadan çalışır, sahibinin verdiği her görevi yerine getirirmiş. Ancak içinde bir huzursuzluk varmış. Çünkü kendini sürekli başkalarıyla kıyaslarmış. Bir gün tarlada gördüğü öküzlere takılmış gözü. Öküzler güçlü, besili ve rahat görünüyormuş. Onları görünce içinden geçirmiş: “Ben neden böyle zahmet içindeyim? Onlar rahatça yaşıyor, ben ise hep yük taşıyorum.” Bu düşünce günlerce aklını kurcalamış. Çalışırken bile aklı öküzlerdeymiş. İçindeki kıskançlık büyüdükçe huzuru azalmış. Bir gün yaşlı ve bilge bir eşeğe rastlamış. Bilge eşek onun hâlini anlayıp şöyle demiş: “Her canlının yükü farklıdır. Sen başkasının nasibini istemeye başlarsan, elindekini de kaybedebilirsin. Açgözlülük insana da hayvana da zarar verir. Önemli olan, kendi payına razı olup görevini en iyi şekilde yapmaktır.” Bu sözler genç eşeği derinden etkilemiş. İlk defa durup düşünmüş. Gerçekten de kıskançlık o...

Oğuz Kağan’ın Doğuşu ve İlk Gücü

Derler ki Oğuz Kağan sıradan bir çocuk değildi. Daha doğduğu gün belli etmişti kendini. Yüzünde tuhaf bir ışık, bakışlarında insanın içine işleyen bir ağırlık vardı. Annesi daha kırkı çıkmadan onun farklı olduğunu anlamıştı zaten. Üç gün geçmeden konuştuğu söylenir. Evet, bildiğin konuştu. “Çiğ et istemem, süt istemem,” dediği rivayet edilir. Av eti istedi. Daha bebekken bile gücü, iştahı, bakışı başka türlüydü. Zaman geçtikçe hızla büyüdü. Kırk günde yürüdü, kırk günde ata bindi, kırk günde ok attı. Sanki yılları cebine koymuş da aceleyle yaşıyordu. Omuzları genişledi, sesi kalınlaştı. Görenler onda sadece bir delikanlı değil, yaklaşan bir çağın habercisini görüyordu. O sırada halkı büyük bir korkuyla yaşıyordu. Ormanda bir canavar vardı; kimine göre ejderha, kimine göre dev bir yaratık. Sürülere dadanıyor, insanları korkutuyordu. Kimse karşısına çıkmaya cesaret edememişti. Oğuz ise korkmadı. Bir gün tek başına ormana gitti. Önce bir geyik bıraktı yem olarak. Canavar geldi, yedi. Sonr...

Türk Edebiyatı Dönemleri

Resim

Türk Bayrağı Üzerine

Türk bayrağı benim için ilk bakışta büyük cümleler kurdurmuyor. Aksine, insanı susturan bir tarafı var. Zira ne kadar konuşulsa da tam olarak anlatılamayan bir anlam taşıyor. Günlük hayatta sıkça gördüğümüz bir sembol olmasına rağmen, bazen durup bakınca insana beklemediği kadar ağır bir duygu yüklüyor. Bayrağın kırmızı rengi bana her zaman tarih kitaplarındaki sayfalardan daha fazlasını düşündürmüştür. Okuduklarımızdan öte, yaşanmışlıkları; geride bırakılan hayatları ve verilen mücadeleleri hatırlatır. Ay ve yıldız ise karanlık zamanlarda bile vazgeçilmemiş bir umudu simgeler. Bu yüzden bayrak, yalnızca geçmişi değil, bugüne düşen bir sorumluluğu da temsil eder. Türk bayrağına bakarken hissedilen şey sadece gurur değildir. Aynı zamanda bir farkındalık duygusu oluşur. Bu topraklarda var olmanın, burada yaşamanın bir bedeli olduğunu hatırlatır. Önceki nesillerin yaşadıkları, bugünün insanına sessiz bir emanet gibi aktarılır. Bu emanet, sadece korunacak bir sembol değil; anlaşılması ve d...

Yeterlilik

Şu hayatta birçok şey denemeye vakti oluyor çoğu insanın. Ortalama bir erkek 75, ortalama bir kadın 80 yıl kadar yaşıyor. Bu onca yıl stres, panik, başarı ve başarısızlık arasında çürüyüp gidiyor. Başarı sağlansa bile çoğu insan mutlu olamıyor çünkü “O daha iyi ve daha çabuk yaptı” düşüncesiyle kendini yiyip bitiriyor. Halbuki bu kadar yıl kendini içten içe çökertmek için çok fazla. Ne yazık ki hayatın hızına yetişmeye çalışırken kimse durup bunu düşünecek zaman yaratmıyor, yaratamıyor.  Kendimizi bildik bileli hep bir arayış içindeydik. Bir başarı, bir hayat amacı. Çok fazla aktivite denedik, çok fazla hobi. Başarıyı sağlayamayınca bıraktık hepsini. Hatta öyle ki bunlar bizim yıllarımıza mâl oldu. Hâlâ onlarla alakalı en ufak bir videoda, bir yazıda, bir haberde içimiz sızlar belki. “Neden?” diye sorduk hep kendimize. Neden bir kez olsun öne çıkamadık? Neden sürekli ortalama ya da yetersiz denilen olduk? Neden bir kez olsun evren yüzümüze bakıp artık huzur bulacak ruhun demedi? D...